"İlaç Tedavisi" Kategorisi

Guatr Neden Olur: Guatrın Belirtileri

Endokrin Sistemi Hastalıkları kategorisine 20 Kasım, 2016 tarihinde eklendi, 99 defa okundu

Guatr Neden Olur: Guatrın Belirtileri

guatrın belirtileri ve tedavisi

guatrın belirtileri ve tedavisi

Guatr nasıl anlaşılır?

Tiroid boyunda adem elması altında bulunan bir bezdir. Bu bez gıdaların enerjiye çevrilme süreci de dahil olmak üzere bedensel işlevleri düzenleyen yardımcı hormonları salgılar. Ayrıca, kalp atışı, solunum, sindirim ve ruh hali gibi fonksiyonları da düzenlemektedir. Tiroidin boyutunda bir artış olduğunda bu duruma guatr denir. Guatr herkeste olabilir fakat kadınlarda daha sık görülür.

Guatr çeşitleri ve belirtileri?

Guatrın birçok nedeni ve farklı türleri vardır. Bu türler şunlardır:

– Albüminkolloid guatr (endemik)

Albüminkolloid guatr tiroid hormonlarının üretimi için önemli bir mineral eksikliği yani iyot eksikliği nedeni ile oluşur. Genellikle bu tip guatr iyodun az miktarda bulunduğu bölgelerde yaşayan insanlarda görülür.

– Zehirsiz guatr (düzensiz)

Genellikle bu guatr türü toksik olmayan ve lityum içeren ilaçlar nedeni ile olmaktadır. Lityum, bipolar bozukluk gibi ruh hastalıklarını tedavi etmek için kullanılır.

– Zehirli guatr veya nodüler guatr

Guatr genişledikçe bu bölgede nodüller oluşur. Oluşan nodüller

Genişledikçe guatr bu tür bir veya daha fazla küçük nodüller hipertiroide neden olarak tiroid hormonu üretirler. Bu tür genellikle basit guatrın bir uzantısı olarak oluşur.

Guatr nasıl olur?

Guatrın ana nedeni iyot eksikliğidir. İyot tiroid hormonlarının üretilmesine yardımcı olmak için gereklidir. Guatrın oluşmasına neden olan diğer durumlar şunlardır:

– Graves hastalığı

Bu hastalık, tiroid hormonu normalden daha az üretilir. Tiroid boyutu artarken üretimi düşer.

– Hashimoto hastalığı

Hashimoto hastalığında tiroid yeterli miktarda üretilemez. Düşük tiroid hormonu daha fazla tiroide ihtiyaç duyarken tiroid bezinin şişmesine neden olur.

– Enflamasyon

Bazı insanlarda tiroitte iltihap gelişir ve bu da guatrın ortaya çıkmasına neden olur.

– Nodüller

Katı veya sıvı içeren kistler tiroid bezinin üzerinde oluşur ve şişmeye neden olabilir.

– Tiroid kanseri

Kanserden etkilenen tiroid bezinin bir tarafında şişme oluşabilir. Tiroid kanserinde iyi huylu bir nodül oluşumu yaygın değildir.

– Gebelik

Hamile olmak bazen tiroid bezinin şişmesine neden olabilir.

Guatr kimlerde görülür?

– Tiroid kanseri, nodül ve tiroidi etkileyen diğer sorunlar yaşanan bir aile bireyi

– Beslenme düzeni içerisinde yeterli iyot alınmadığında

– Vücuttaki iyot miktarı azaldığında

– Kadınlarda erkeklerden çok daha fazla guatr riski bulunur

– 40 yaşın üzerinde olmak ve yaşlanma belirtiler tiroid hastalığını tetikleyebilir

– Hamilelik ya da menopoz

– Boyun ya da göğüs alanına uygulanan radyasyon tedavisi

Guatr belirtileri nelerdir?

Guatrın birincil belirtisi olarak boynunda şişlik fark edilir. Nodül varlığı şişlik artabilir. Guatrın diğer belirtileri şunlardır:

– Yutmada güçlük veya nefes almada zorluk

– Öksürük

– Ses kısıklığı

– Kol baş üzerine yükseltildiğinde baş dönmesi

Guatr nasıl teşhis edilir?

Doktor öncelikle boyunda şiş bölgeleri kontrol eder. Ayrıca bazı testler isteyebilir:

– Kan testleri

Kan testleri, hormon düzeylerindeki değişiklikleri ve bir hastalık veya yaralanmaya karşı üretilen antikorlardaki artışı analiz etmek için gereklidir.

– Tiroid taraması

Bu taramalar guatrın durumunu gösterir.

– Ultrason

Boyundan alınan ultrason görüntüleri guatr boyutunun öğrenilmesini ve nodüllerin tespit edilmesini sağlar.

– Biyopsi

Biyopsi tiroid dokusundan küçük örneklerin alınmasıdır. Bu örnekler tanıya yardımcı olması için laboratuvarda incelenir.

Guatr nasıl tedavi edilir?

Guatrın boyutuna ve hastalığın derecesine göre tedavi şekli değişebilir.

Guatr ilacı ve guatr ilaçları

Hipotiroidi veya hipertiroidi varsa tedavi etmek için ilaç kullanılabilir. Bu ilaçlar guatrın boyutunu küçültmeye yardımcı olacaktır. Ayrıca ilaçlar boğazdaki ilaç bir guatr inflamasyonu da azaltacaktır.

Guatr ameliyatı

Guatr çok çabuk büyüdüğünde ya da ilaç tedavisine yanıt vermediğinde ameliyat gerekebilir. Ameliyatla tiroid cerrahi olarak çıkarılır. Guatr ameliyatı sonrası beslenme düzeni için doktora danışılmalıdır.

Devamını Oku

Aşı Neden Yapılır: Aşının Faydaları

İlaç Tedavisi kategorisine 20 Kasım, 2016 tarihinde eklendi, 31 defa okundu

Aşı Neden Yapılır: Aşının Faydaları

aşının faydaları

aşının faydaları

Aşıların hastalıklardan korunmadaki önemi:

Vücut bağışıklık sistemi ile hastalıklara karşı koruma sağlar. Bağışıklık sistemi vücudu hücre, doku ve organları bakteri, virüs ve diğer mikroorganizmalar gibi yabancı işgalcilerden korur. Ancak, bazı patojen vücut tanınmaz ve bağışıklık sisteminin bastırılmasına neden olarak hastalıkların yayılmasına sebebiyet verir. Aşı bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için uygulanan en geçerli yöntemlerden biridir. Uzmanlara göre, insanların hastalıktan ilk etapta korunması için aşı olunması çok önemlidir. Bu nedenle özellikle bebeklik ve çocukluk döneminde bazı hastalıklara karşı vücudun direncinin artırılması için aşı yapılması gerekir. Özellikle yeni doğan bebeklerde kızamık, boğmaca ve kızamıkçık gibi çocuk hastalıklarının önüne aşı ile geçilebilmektedir. Bu tür enfeksiyonel hastalıkların dışında soğuk algınlığı ve grip gibi viral hastalıklara karşı da aşı önerilmektedir. 2005-2010 yılları arasında yapılan anketler insanların yüzde 60’ının yıllık grip aşısı olmadığını ortaya koymaktadır. Hastalıklardan korunmak için özellikle kış mevsimine yaklaşırken mutlaka grip aşısı olmak gerekmektedir.

Aşı nedir: Aşı ve bağışıklık sistemi:

Sağlıklı bir bağışıklık sistemi işgalcilere karşı bir defans oyuncusu gibi davranır. Bağışıklık sistemi vücuda giren çeşitli karşı zararları işgalcilere karşı savaşır. Aşılar genellikle kısmi protein, tüm protein, polisakkarit veya zayıf ya da etkisiz patojenlerin ufak kopyalarını içerir. Bağışıklık sistemi bu patojenlerle savaşarak hastalığı nasıl yeneceğini öğrenir. Genellikle iğne ile (bazen bir hap şeklinde) enjekte edilen aşı bağışıklık sistemine kendisini tanıyarak yabancı işgallere karşı nasıl savaşması gerektiğini öğretir.

Bağışıklık sistemi aşısı:

Aktif bağışıklık bir patojeni hatırlayarak daha önce karşılaştığı yabancı istilacıları tanır ve bu patojenlere karşı vücudu başarıyla korur. Bu tarz bağışıklık sistemleri aşılar ile yapay bağışıklık kazandıktan sonra doğal bağışıklık kazanmaya başlarlar. Aktif bağışıklık sistemi annenin ürettiği antikorlar tarafında doğum sırasında çocuğa geçer. Pasif bağışıklık ise bağışıklık sisteminin transfer edilmesi ile gerçekleşir. Başka bir insandan alınan antikorlar bağışıklık sistemi zayıf insanlara nakledilir. Bu genelde bağışıklık sisteminin etkileri ile ortaya çıkan hastalıklardan korunmak için yapılır. Fakat koruma birkaç hafta da ya da birkaç ay da geçer.

Aşı nasıl yapılır:

Aşılar özellikle çocuklarda oluşabilecek hastalık riskini azaltır. Çocuk felci gibi aşılar tarihe baktığımızda birçok çocuğun ölümüne neden olmuştur. Fakat günümüzde bebeklere ve çocuklara yapılan pek çok aşı sayesinden oluşabilecek hastalıkların neredeyse tümü engellenebilmektedir. Aşı patojenlerin yayılması ile oluşabilecek komplikasyonları ortadan kaldırır. Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) yaptığı çalışmalara göre aşı güvenliği ve aşı yönetmelikleri ile hastalıklar nedeniyle meydana gelen ölümlerin oranı önemli ölçüde azaltılmaktadır.

Aşının yan etkileri:

Aşı yapıldıktan sonra bazı yan etkiler oluşabilir. En sık görülen yan etki aşıya bağlı ateş ve aşıya bağlı halsizliktir. Ancak bu durum normaldir. Eğer ateş giderek yükseliyorsa bir doktora danışmakta fayda olacaktır.

Aşıya su değerse ne olur?

Aşı yapılan alana su gelmemesi gerekir. Bu şekilde olası enfeksiyon durumları engellenmiş olur.

Aşı hastalıkları nasıl önler?

Aşılar hastalık oluşmadan önce kullanılır. Yani hastalanan bir kişiye aşı yapılması hastalığın tedavi edilmesini sağlamaz. Sanılanın aksine aşı olunması vücutta hastalığa neden olmaz. Sadece vücut hastalıkla karşılaştığında nasıl bir mücadele vereceğinin ön provasını yapar. Bu prova sırasında yaptığı tüm hamleleri kaydeden bağışıklık sistemi gerçekten hastalıkla karşı karşıya kaldığında bu adımları uygulayarak hastalığı daha kolay yener. Aşı olan kişilerde önceden antikor üretimi sağlandığı için söz konusu hastalık vücuda etki edemez. Aşı planlaması da oldukça önemlidir. Vücudun direnç oluşumunun kuvvetli olması için yaş ve doz etkenleri gözetilerek bazı aşıların belirli aralıklar ile tekrarlanması gerekebilir. Bebeklere ve çocuklara aşı yapılmasının nedeni hastalığa yakalanma risklerinin daha yüksek olmasından ileri gelmektedir. Her ülkede uygulanan belirli aşı takvimleri ile çocuklar küçük yaşlardan itibaren hastalıklara karşı korumaya alınır. Eğer çocuğunuz varsa çocuk doktorunun da takibi ile aşılarının yaptırılmasını sağlayın ve okul zamanı geldiğinde aşı takvimine uymaya özen gösterin.

Devamını Oku

Ms Hastalığı Neden Olur: Ms Hastalığına Bitkisel Tedavi

Bağışıklık Sistemi Hastalıkları kategorisine 20 Kasım, 2016 tarihinde eklendi, 60 defa okundu

Ms Hastalığı Neden Olur: Ms Hastalığına Bitkisel Tedavi

ms hastalığının tedavisi

ms hastalığının tedavisi

Ms hastalığı nasıl seyreder?

Ms hastalığı bir çeşit sinir hastalığıdır. Oldukça ciddi bir hastalıktır ve ms hastalığı belirtileri aniden ortaya çıksa da hızlı ilerler. Multipl skleroz (MS) günümüzde uygulanan kesin bir tedavisi yoktur. Ancak, tıbbi araştırmalar bazı ilaçların MS semptomlarını ve hastalığın nüksetmesini önlediğini ortaya koymaktadır. Kullanılan bazı ilaçlar MS hastalığının sürecini yavaşlatırken aynı zamanda hastanın yaşam kalitesini de artırır. Ancak kullanılan ilaçların bazı yan etkileri bulunmaktadır.

Ms hastalığı ilaçlarının yan etkileri:

– Tysabri (natalizumab) içeren ilaçlar kan, beyin ve omurilik içinde seyahat ederek bağışıklık hücrelerini engelleyecek biçimde tasarlanmıştır. Araştırmalar, natalizumabın sayısının azaltılmasının MS şiddetinin artmasına neden olduğunu göstermektedir. Fakat bu bileşen progresif multifokal leukoencephalopathy (PML) denilen ve son derece nadir görülen ama ölümcül bir beyin enfeksiyonunun risk oranını yükseltmektedir. Bu bileşene sahip ilaçların diğer basit yan etkileri arasında ise baş ağrısı, yorgunluk, eklem ağrısı ve alerjik reaksiyonlar gibi etkiler bulunur.
– Tecfidera (Dimetil fumarat) bağışıklık hücrelerini kısıtlayan ve vücudun sinir sistemine saldırmasını engellemeyen güçlü bir ilaçtır. Bu bileşene sahip ilaçlar bir anti-oksidan etkisi gösterir ve beyin ile omurganın MS hastalığından daha fazla zarar görmesini engeller. Bileşenin diğer basit yan etkileri baş ağrısı, kızarıklık ve mide bulantısı içerir gibi belirtileri içerir.
– Aubagio (teriflunomid), günde bir kez oral tablet şeklinde alınarak vücudun bağışıklık hücrelerinin merkezi sinir sistemine saldırmasını engeller. Bu ilaç ayrıca MS hastalığının belirtileri azaltırken ishal, mide bulantısı, saç dökülmesi ve karaciğerde yan etkilere neden olabilir.
– Avonex (interferon beta-1a), uyuşturucu bir ilaç olmakla birlikte interferon ailesinin bir üyesi olarak MS hastalığının ilerlemesini yavaşlatır, beyin lezyonlarının boyutunu ve sayısını azaltır. Ayrıca hastalık nüksettiğinde şiddetini de azaltır. Fakat bu bileşenin bulunduğu ilaçlar grip benzeri belirtilere (baş ağrısı, titreme, ateş) neden olabilir. Diğer yan etkileri ise karaciğer hasarı, nöbetler ve enjeksiyon yerinde reaksiyonlardır.
– Betaseron ve Extavia (interferon beta-1b) avonex ile aynı yan etkileri gösterir.
– Rebif (interferon beta-1a) de avonex ile çok benzer özelliklere sahiptir. Diğer interferon uyuşturucular gibi rebif de enjeksiyon hastalarında grip benzeri belirtilere özellikle ateş, bulantı ve baş ağrısı gibi yan etkilere neden olabilir.
– Copaxone (glatiramer asetat) vücudun bağışıklık sistemini korur sinirlerdeki miyelin maddesini yok engeller. Bu ilaç günde 1 kez alınır ve MS belirtilerinin sıklığını azaltır. Yan etkileri arasına enjeksiyon yerinde reaksiyonlar, kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı ve kızarıklık gibi belirtiler vardır.
– Gilenya (fingolimod) oral olarak alınan ilaçlarda bulunur. Her gün tablet şeklinde alınırken bağışıklık hücrelerini ve lenf düğümlerini, miyelin saldırılarını önler. Yaygın yan etkileri arasında enjeksiyon, izleyen zamanlarda kardiyak olaylar (örneğin kalp çarpıntısı) ve toksisite göz sorunları görülebilir.
– Novantrone (mitoxantrone) bağışıklık hücrelerinde bulunan miyelin maddesini bastırır. Bununla birlikte hastalık sonucu oluşan sakatlıklar yavaşlar ve MS hastalığının nüks etme sıklığı azalır. Mitoxantrone’in birkaç ciddi yan etkileri vardır. Bu yan etkiler arasında kalp hasarı ve muhtemel lösemi kanseri etkiler bulunmaktadır.
Tedavide gecikilmemelidir.

Ms tedavisi için ilaç tedavisinin yanı sıra doğal çözümler de kullanılabilir. Ms hastalığı bitkisel çözüm yolları ile bir nebze de olsa kontrol altına alınmaktadır. Ms hastalığı çuha çiçeği gibi bitkiler ile belirtileri azaltılabilen bir hastalıktır. Ayrıca beslenme düzenine de dikkat edilmelidir. Ms hastalığına iyi gelen yiyecekler mutlaka beslenme düzenine eklenmelidir. Alternatif olarak ms hastalığında sülük tedavisi de uygulanan yöntemler arasındadır. Ancak mutlaka doktora danışılmalıdır.

MS hastalığı ile mücadele etmek için mutlaka doktora başvurarak tedavi olunmalıdır. MS tedavisinde kullanılan ilaçlar hastalığın gelişme sürecini uzatırken doktor farklı ilaç kombinasyonları oluşturarak hasta için en etkili tedavi yöntemini oluşturabilir. MS hastalığı bazı sakatlıklara neden olmadan tedaviye başlanmalıdır. MS hastalığında erken teşhis yapıldığında yüksek oranda ilk yıl hastalığın üstesinden gelinebilir. Bu nedenle erken teşhis ve erken tedavi oldukça önemlidir. Erken tedavi vücudun sinir sistemi hasarını azaltırken sakatlık riskini ortadan kaldırabilir ve daha kaliteli, sağlıklı bir hayat sürülmesini sağlayabilir. Ayrıca ms hastalığı tedavisinde son gelişmeler oldukça umut vericidir.

Devamını Oku

Kemoterapi Etkileri Ne Zaman Başlar: Kemoterapinin Yan Etkileri

İlaç Tedavisi kategorisine 20 Kasım, 2016 tarihinde eklendi, 243 defa okundu

Kemoterapi Etkileri Ne Zaman Başlar: Kemoterapinin Yan Etkileri

kemoterapinin yan etkileri

kemoterapinin yan etkileri

Kemoterapi nedir nasıl uygulanır?

Kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden daha hızlı bir şekilde bölünmemesi için kanser olan kişiye kemoterapi uygulanır. Bu ilaçlar kanserli hücreleri hedef alır ve durduramasa bile en azından bu hücrelerin üreme hızını yavaşlatır. Ne yazık ki bu ilaçlarla, sağlıklı ve hızlı büyüyen hücrelerin de zarar görme ihtimali bulunmaktadır. Birçok farklı kemoterapi ilacının birçok farklı yan etki oluşturma potansiyeli bulunmaktadır. Bu etkiler kişiden kişiye ve tedaviden tedaviye göre değişiklik gösterebilir.
Kemoterapi ilaçları hızla büyüyen kanser hücrelerini öldürmek için güçlüdür, ama aynı zamanda yan etkileri ile vücuttaki sağlıklı hücrelere de zarar verebilir.

Kemoterapinin yan etkilerini azaltmak: Kemoterapinin vücuda zararları:

Kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin oluşumunda rol oynayan faktörler şu şekilde sıralanabilir:
– Tedavileri devam eden sağlık sorunları
– Yaş
– Yaşam biçimi

Bazı hastalarda kemoterapinin belirtileri diğerlerine göre çok daha az görülebilir. Yine de tedavinin belirtileri net bir şekilde ve kısa sürede görülüyor olsa bile kemoterapi süreci bittikten sonra belirtiler de kendiliğinden yok olmaya başlar.
Kemoterapi ilaçları, sindirim sistemi hücrelerini, saç kökleri hücrelerini, kemik iliği hücrelerini ve ağız ve üreme sisteminin hücrelerini etkilemektedir. Ancak, hasar görmüş kanserli hücreler tabii ki vücudun herhangi başka bir bölümünde de bulunabilir.
Dolaşım ve bağışıklık sistemleri:
Rutin kan analizi, kemoterapinin çok önemli bir parçasıdır. Çünkü ilaçlar kan hücrelerinin üretildiği kemik iliği hücrelerine zarar verebilir. Bu durum tabii ki bazı sorunlara yol açabilir. Kırmızı kan hücreleri kandaki oksijeni dokulara taşır. Bu hücrelerin zarar görerek veriminin düşmesine veya sayısının azalmasına da anemi hastalığı denir. Anemi son derece yorgunluk hissi oluşturur, çünkü vücudunuz yeterli oksijeni taşımak için gereken kırmızı kan hücresini üretemeyecek durumdadır ve bu durumda vücudunuzdaki organlar gereken kadar oksijen alamaz.

Kemoterapi sonrası neler olur?

Kemoterapinin kısa ve uzun vadede yan etkileri:

Kemoterapi sonrası anemi:

– Baş dönmesi
– Soluk cilt
– Düşünme zorluğu
– Soğuk hissetme
– Genel olarak halsizlik

Kemoterapinin nötropeni içindeki sonucu ile kandaki beyaz kan hücre sayısı düşürülebilir. Beyaz kan hücreleri bağışıklık sisteminde önemli bir rol oynamaktadır: enfeksiyonla mücadele ve hastalığın önlemesinde görev alır. Belirtiler her zaman açık değildir, ancak düşük akyuvar sayısı enfeksiyon ve hastalık riskini yükseltir. Kemoterapi, zayıf bir bağışıklık sistemine sahip olan insanlar için virüs, bakteri ve diğer mikroplara maruz kalarak ağır hastalıklar geçirmeyi önlemeye yarayan bir tedavi görevini taşımaktadır.
Trombosit adı verilen hücreler kanın pıhtılaşmasına yardımcı olur. Trombositopeni adı verilen kanda düşük sayıda trombosit bulunması, kolayca kanama olması ve hafif darbelerde bile ette çabuk çürük oluşması anlamına gelir. Belirtiler arasında burun kanamaları, kusma ve dışkıda kan görülmesi sayılabilir.
Bazı kemoterapi ilaçları kardiyomiyopati ile ortaya çıkan kalp kası zayıflığına veya kalp ritim bozukluğuna neden olabilir. Bu kalbin kan pompalama yeteneğindeki verimi etkileyebilir. Bu ilaçlar kalp krizi riskini artırabilir. Sorunların önceden doktor tarafından kontrol edilmesi nedeni ile kalp güçlüğü ve sağlıklı kemoterapi sırasında bu kalp hastalıklarının oluşma olasılığı çok düşüktür.

Kemoterapi kas ağrısı yaparmı?

Duygu, düşünce kalıplarını ve koordinasyon merkezini sinir sistemi kontrol eder. Kemoterapi ilaçları, bellek sorunlarına ve konsantre olma zorluğuna yol açarak düşüneme yetisinin işlevlerini yavaşlatabilir. Bu belirtiye “kemoterapi sisi” veya “kemoterapi beyni” denir. Hafif kognitif bozukluk olan bu durum, tedavinin ardından yok olur. Eğer olmuyorsa yıllardır süregelen kronik bir hastalık olabilir. Ağır vakalarda, anksiyete ve stres de görülebilmektedir.
Bazı kemoterapi ilaçları, ellerde ve ayaklarda ağrı, halsizlik, uyuşma veya karıncalaşma (periferik nöropati) hislerinin oluşumuna neden olabilir. Kişinin refleksleri ve küçük kas becerileri formdan düşebilir. Denge ve koordinasyon sorunlarının oluşumu da aşırı olmaması şartı ile anormal değildir.

Sindirim sistemi:

Kemoterapinin en yaygın yan etkileri sindirim sisteminde meydana gelir. Kemoterapi ağız yarası gibi belirtiler gösterir. Ağız kuruluğu nedeniyle çiğneme ve yutma işlemleri daha çok zorlaşmaktadır. Yaralar, dil, dudak, diş etleri ve boğaz bölgelerinde oluşabilir. Ağızdaki yaralarda kanamalar ve enfeksiyonlar yaranın çok daha duyarlı olmasına neden olur. Birçok kemoterapi tedavisi gören kişi bu durumdan mutlaka muzdarip olacaktır.
Bu güçlü ilaçlar gastrointestinal sistem boyunca hücrelere zarar verebilir. Sık sık tekrar eden mide bulantısı ve kusma nöbetleri de yan etki olarak gözlemlenebilir. Ancak, mide bulantısı ilaçlarını kemoterapi ilaçları ile birlikte almak, bu yan etkilerin hafifletmesine yardımcı olabilir.
Gevşek dışkı veya ishal diğer sindirim sorunlarını genellikle kendi içinde barındırır. Bazı insanlar, sert dışkı ve kabızlık bir sorunu yaşayabilir. Bu dışkı sorunun yaptığı basınca bi de şişkinlik ve gaz birikimi eşlik edilebilir. Gün boyunca su içerek kurumayı önlemeye özen göstermelisiniz.
Genel halsizlik ve kilo kaybı yaygın olarak görülmektedir. Yanında bir de iştahsızlık da çoğunlukla gözlemlenmektedir. Bu iştahızlığa rağmen sağlıklı yiyecekler yemeye devam etmek önemlidir.

Kemoterapi saçı döker mi?

Kemoterapi ilaçları, saç köklerini etkileyebilir ve saç dökülmesine (alopesiye) neden olabilir. Kemoterapi saç dökülmesi belirtisi ilk tedaviden birkaç hafta sonrasında yaşanacaktır. Saç, kaş, kirpik ve vücut üzerindeki kıllarda dökülme oluşabilir. Son derece rahatsız edici olmasına karşın, saç kaybı geçicidir. Yeni saç büyüme genellikle son tedaviden birkaç hafta sonra başlar.

Kemoterapi cinselliği etkilermi?

Kemoterapi ilaçlarının, hormonlar üzerinde de etkisi olabilir. Kadınlarda sıcak basmaları, düzensiz dönemler veya ani menopoza yol açacak hormonsal değişiklikler görülebilir. Bu durum geçici olabileceği gibi kalıcı bir hale de gelebilir. Kadınlarda, kemoterapi etkisiyle kuruluk, vajinal dokularda rahatsızlık yapacak ya da ağrılı cinsel ilişkiye neden olacak maddelerin oluşumu ile karşılaşabilirsiniz. Vajinal enfeksiyonlara yakalanma şansı diğer etkilere göre çok daha yüksektir. Hamilelik sırasında verilen kemoterapi ilaçları, doğum kusurlarına neden olabilir. Erkeklerde ise bazı kemoterapi ilaçları erkenden saç dökülmesi yaşanmasına yol açabilir.
Belirtileri yorgunluk, anksiyete ve hormonal dalgalanmalar olabileceği gibi aynı zamanda erkek ve kadınlarda cinsel dürtü girişimine neden olabilir. Saç kaybı ve diğer görünüşteki değişiklikler endişe yaratır ve büyük moral bozukluğuna yol açar. Ancak, birçok kişi kemoterapiden sonra seks hayatına devam edememektedir. Çünkü fiziksel değil psikolojik olarak da insanlar çok etkilenmektedir.

Kemoterapi böbreklere zarar verir mi?

Böbrekler güçlü kemoterapi ilaçlarını vücutta, sadece yararlı maddelerin emilimine yardımcı olması için süzgeçten geçiriyorlar. Bu süreçte, bazı böbrek ve mesane hücreleri tahriş olabiliyor veya zarar görebiliyor. Böbrek hasarı belirtileri şunlardır: idrara daha az çıkma, el ve ayakta ödem oluşması ve baş ağrısı.
Bol bol sıvı alımı ilaçların kuvvetini arttırdığı gibi bir yandan da tedavi sürecinin kısalmasında yardımcı olur.
Not: Bazı ilaçlar, idrar rengini birkaç gün için kırmızı veya yeşil yapabilir.

Devamını Oku

AIDS’ten Korunmanın En Etkili Yolu: AIDS Korunma Aşısı

Bakteriyel ve Vİral Hastalıklar kategorisine 2 Haziran, 2016 tarihinde eklendi, 200 defa okundu

AIDS’ten Korunmanın En Etkili Yolu: AIDS Korunma Aşısı

aids korunma aşısı

aids korunma aşısı

AIDS’ten nasıl korunulur?

Aids ölümcül bir hastalıktır. Aids belirtileri ortaya çıkmaya başladığında Geçmiş yüzyılın bazı en önemli atılımları, virüslere karşı korunmak için aşıların geliştirilmesidir. Bu geliştirilen aşılar: çiçek hastalığı, çocuk felci, hepatit, papilloma virüsü ve suçiçeği hastalıkları için geliştirilmiştir. Ama daha güçlü virüsler için de aşı çalışmalar yapılmıştır.
HIV virüsü için 1985’te ilk başarılı izole çalışmaları HHS tarafından duyurulmuştur. Yayınlanan bildiride bir kez yapılan yeni üretim aşının iki senelik bir koruma etkisi yaratması umut edildiği söylenmektedir.
Ne yazık ki istenen kadar başarılı olunamamıştır. HIV virüsüne karşı bir türlü etkili bir aşı bulunamamış ve günümüzde hala çalışmaları sürmektedir.

HIV / AIDS aşısı, teorik olarak iki türden oluşur. İlki sağlıklı bireylere zayıf HIV virüsü vererek onları korumak için gereken bir aşıdır. Buna bir tür koruyucu aşı denir. Diğeri ise bunun dışında hastalığa yakalanmış kişilere HIV virüsüyle mücadele edebilmesi için verilen aşıdır. Ancak geliştirilen birçok aşı insanların sağlığını %100 koruyamıyor.
Son zamanlar aşılar üzerinde yapılan çalışmalar olumlu sonuçlar vermektedir. Bulunan bazı aşı türleri sayesinde vücutta, hepatit B, tüberküloz, sıtma ve hatta gastrik ülser gibi rahatsızlıklara neden olan bakterilere savaşacak antikorların üretimi hızlandırılabiliyor.
HIV / AIDS hastalığı sahibi insanlar terapötik aşı kullanımı için uyumlu adaylardır. Araştırmacılar, viral etkinin azalmasında aşının üretimi için birçok deney yapıyor. En azından hastalığı geçirecek bir aşı olmasa da viral yükünü hafifletici aşı üretimleri de çok etkili olacaktır. Viral yük: hastadaki virüsün yoğunluğudur. Viral yük ne kadar fazla ise hastalık o kadar şiddetlidir.

Aids çeşitleri ve aşı türleri

Bir HIV aşısını geliştirmek zor olduğu için, uygulanan birçok farklı strateji vardır:
– Peptid aşılardaki küçük proteinlerin düşük HIV ihtimalini engellemek için kullanımı.
– Rekombinant alt birim protein aşılarında gelen HIV proteinlerinden daha büyük parçaların kullanımı.
– Vücutta bağışıklık oluşumu tetiklemek için HIV genleri taşıyan canlı vektör aşılarının kullanımı.
– Aşı birleşimlerinde iki aşının, birbiri ardına daha güçlü bir bağışıklık etkisi oluşturmak için kullanımı. Bu işlem, “prime-boost” birleşimi olarak adlandırılır.
– Virüs gibi parçacıklardan oluşan ama bulaşıcı olmayan bir HIV benzeri aşı ile HIV proteinlerinin çökmesine ortam hazırlayın.

Sorunlar (Bölüm 1)

HIV, çok farklı bir virüstür. Bu nedenle HIV için bir aşı geliştirmek çok zordur.
Uluslararası Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nden Dr. Anthony Fauci’ye göre, HIV’in normal aşı paradigmalarına uymasının birkaç yolu vardır:
Hemen hemen herkesin bağışıklık sistemi HIV için kördür. Virüse karşı etkili antikorlar kişilerin vücudunda çok nadir bulunur.
Aşılar hastalığa karşı enfeksiyon değil koruma sağlar. Bu durumda eğer sürekli koruma sağlayabilirseniz şanslısınız demektir.

Sorunlar (Bölüm 2)

Dr. Fauci:

Çoğu aşı virüsler tarafından ya zayıflatılır ya da öldürülür, öldürülen virüsler evrim geçirerek ve karakter değiştirerek düşman konumuna geçerse kişi için o zaman durum çok tehlikelidir.
Genelde nadiren karşılaşılan difteri, hepatit B ve benzeri hastalıklara karşı etkili aşılar. Bu durum için uygun aşılar olarak görülür. İnsanlar her gün HIV’in bulaşması konusunda çok riskli zamanlar yaşıyorlar.
Aşıların çoğunluğu korumak amacı ile üretilmiştir. Bu ilaçlar solunum veya sindirim sistemi yoluyla kullanılır. HIV en sık genital yüzeylerden veya kan paylaşımıyla vücuda girer.
Bu durumda aşılar hayvan modellerinde iyice test edilmiş, fakat pek olumlu sonuçlara rastlanılamamıştır.

Son denemeler

2013 yılının Nisan ayında HVTN-505 çalışması olarak bilinen son HIV aşısı çalışmaları da sona erdi. 2.500 kişi ile yürütülen bir çalışma olarak tarihe geçti. Ad5 diye isimlendirilen soğuk ve zayıflatılmış virüs, bağışıklık sisteminin HIV proteinlerini tanımasını tetiklemek için kullanıldı.
Bu aşının değil HIV enfeksiyonu önlemede değil viral yükü azaltmada etkili olduğu belirlendi. Bu çalışmada 50 kişiden 29 kişinin vira yükünün azaltılabildiği tespit edildi.
Aşının insanları HIV’e karşı koruması açısından hiçbir kanıt olmasa da ve Ad5 başarısız sonuçlar elde etse de bu virüs üzerinde çalışarak amaca ulaşılabileceğimiz belirtilmiştir.

Tayland’dan bir umut

Bugüne kadar en başarılı klinik çalışmaları 2009 yılında Tayland sınırları içindeki bir askeri HIV araştırma merkezinde olmuştur. RV144 adındaki deneme amaçlı olduğu bilinen iki aşı birlikte kullanıldı.
Bu birleştirme sonucu aşının daha güvenli ve biraz daha etkili olduğu bulundu. Plasebo şansına oran olarak bakılırsa yüzde 31 civarında enfeksiyon oranının indiği gözlemlenir.
Yüzde 31 azaltma aşı kombinasyonun geniş kullanımı için yeterli değildir. Ama bu durumda korunabilen insanlar nasıl korunuyor? Korunan insanlar hedef V1/V2 alanı denilen HIV zarf protein üzerinde antikor geliştirmiştir. İşte araştırma devamında da bu gelişme dikkatlice incelenmektedir..

HIV aşılarının geleceği

Temmuz 2012 raporuna göre 845 milyon AIDS aşısı türevi denenmiştir. Araştırma 2009 yılında başladı ve her yıl daha çok ilerleme göstermektedir. 1985’ten beri 30 aday üzerinde aşılar 80 ayrı klinik test edilmiştir. Şuana kadar sadece HIV virüslerinin yavaş çoğalmasını sağlayan ilaçlara ulaşılmış durumda.

HIV / AIDS ölümcül bir hastalık değildir. Sadece tedavisi sürekli olan ve ömür boyunca süren kronik bir hastalıktır. HIV pozitif kişi, sağlığına ve hayat tarzına göre bir gün içerisinde en az 2 en fazla 6 ilaç kullanılıyor. Erken tanı ile HIV teşhisi konan kişiler aynı anda alınan 2 tane hap kullanıyorlar. İlaçları bir kere bile aksatmadan ve geciktirmeden, yani günü gününe saati saatine kullandıkları durumlarda vücuttaki HIV üretimi neredeyse durdu denecek kadar yavaşlıyor. Yapılan HIV RNA (virüs sayısını ölçen test) testlerinin sonuçlarında bir süre sonra, rakam yerine sonra negatif yazmaya başlıyor. Tedavide ki amaç virüsü baskılayarak saptanamayacak duruma düşürmek, üremesinin de önüne geçerek her test sonucunda negatif yazısını görmek. HIV ve AİDS arasında çok büyü bir fark vardır fakat çoğunlukla bu fark bilinmeyerek ikisi birbirine karıştırılmaktadır. HIV bir virüstür. Bu virüs tedavi görülmemesi halinde AİDS e yol açar. Yani AİDS, HIV virüsünden ötürü bağışıklık sistemimizin çöktüğü durumlarda oluşan hastalıkların genel adıdır.(kanserler-tümörler-zona-kaposi vb)
Kişi tedavisine sürekli devam ettiğinde normal bir insan ömrü kadar yaşar ve AİDS olmaz. Sadece virüsü taşıdığı için HIV pozitif biri olarak hayatına devam eder. Tedavi görüldüğü zaman bir süre sonra virüsler saptanamayacak kadar azalır. Bu durumda bulaşma ihtimali çok azdır. Yani virüs sayısı ne kadar azsa virüsün bulaşma ihtimali de o kadar azdır.
HIV pozitif kişiler her 3 ay da bir hastaneye giderek gerekli sağlık kontrollerinden geçerler. Bunun dışında son yöntemler ile HIV pozitif anne ve babadan HIV taşımayan bebekler doğmaktadır. Bu yüzden bebek yapmadan önce doktora başvurmanız, bebeğinizin HİV taşımaması için önemli bir önlemdir

Aids nasıl bulaşır?

Kan yoluyla, cinsel yolla ve anneden bebeğe anne sütü ile bulaşır.

Aids’in ilk belirtileri

Aids ilk olarak yüksek ateş, ciltte döküntü, yorgunluk, boğaz ağrısı ve baş ağrısı ya da gece terlemeleri gibi belirtiler verir. Bu belirtiler grip ya da soğuk algınlığı belirtileri ile benzerdir. Aids lenf bezi şişmesi gibi belirtiler de gösterebilmektedir. Aids evreleri hızla ilerleyebilir. Bu nedenle belirtiler ortaya çıktığında en kısa zamanda aids testi için doktora danışılmalıdır.

Devamını Oku

Grip Aşısı Kimlere Yapılır: Grip Aşısının Yan Etkileri

İlaç Tedavisi kategorisine 2 Haziran, 2016 tarihinde eklendi, 24 defa okundu

Grip Aşısı Kimlere Yapılır: Grip Aşısının Yan Etkileri

grip aşısının yan etkileri

grip aşısının yan etkileri

Grip aşısı nasıl uygulanır?

Her yıl, pek çok insan kendilerini gripten korumak için grip aşısı oluyor. Grip aşısı genellikle grip olma riski % 60 azaltır. Aşı uzmanlar tarafından 6 ay üzeri çocuklara ve yetişkinlere önerilmektedir. Grip özellikle hamile kadınlar, 65 yaş üzerindeki insanlar ve kronik hastalıklara sahip olan kişiler için ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Bu nedenle önceden önlem almak gerekmektedir. Fakat grip aşısı tavuk ve yumurta alerjisi olan kişiler ile geçmişte Shot Alerjik reaksiyon geçiren insanlara tavsiye edilmez. Grip aşısının yan etkileri her zaman herkeste aynı değildir. Aşı türüne göre yan etkilerin şiddeti değişmektedir.

Grip aşısı yan etkileri:

– Grip aşısı ağrı yaparmı?

Grip aşısının en yaygın yan etkileri arasında aşının yapıldığı yerde hissedilen ağrılar vardır. Ayrıca iğnenin yapıldığı yerde kızarıklık, sıcaklık, ve bazı durumlarda hafif bir şişlik de oluşabilir. En sık görülen yan etki enjeksiyon yerinde ağrı durumudur. Bu acı ve ağrı genellikle iki günden daha az sürer.

– Kas ağrıları yaşanabilir.

Bazen aşı sonrası vücut boyunca bazı ağrılar ve kas ağrıları görülebilir. Enjeksiyon yerinde ağrı gibi bu yan etki de genellikle ilk gün olur ve bir iki gün içinde geçer. Ağrı kesiciler almak, bu ağrıların hafifletmesine yardımcı olabilir.

– Grip aşısı baş ağrısı yaparmı?

Grip aşısı sonrasına baş ağrısı ve bazı durumlarda baş dönmesi ya da bayılma, ateş ve burun akıntısı görülebilir. Bu hafif bir yan etki olarak kabul edilir ve bir iki günden daha uzun sürmemelidir. Bayılma ya da baş dönmesi durumlarında bir artış olursa en yakındaki sağlık kuruluşuna vakit kaybetmeden başvurmalısınız.

– Grip aşısı ateş yaparmı?

Orta dereceli ya da daha az bir ateş grip aşısının bir yan etkisi olarak görülebilir. Hafif bir ateş, hafif bir yan etki olarak kabul edilir ve bu belirti de bir iki gün içinde geçer. Yüksek ateş yaygın olarak görülmez; bu nedenle ateş çok yüksekse acil olarak doktorunuzu arayın ya da endişeniz varsa tıbbi yardım isteyin.

– Grip aşısı sonrası burun akıntısı:

Grip aşısı burunda ve boğazda da bazı yan etkilere neden olabilir. Burunda ve genizde akıntı oluşabilir.

– Grip aşısı alerji yaparmı?

Nadiren de olsa grip aşısı şiddetli alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Şiddetli alerjik reaksiyon belirtileri deride kabartı ve kurdeşen dahil, nefes almada ve kalp atışında hızlanma, baş dönmesi ve halsizlik gibi belirtilerdir. Şiddetli alerjik reaksiyonlar genellikle aşı aldıktan birkaç saat içinde olur. Bu yan etkilerin herhangi biri ile karşılaşırsanız, 112’yi ya da doktorunuzu hemen arayın.

– Guillain-Barré Sendromu (GBS)

Çok nadir durumlarda da olsa bazı tür bir grip aşıları Guillain-Barré Sendromuna (GBS) neden olabilir. Bu zayıflık hissi ve vücut boyunca felce neden olan nörolojik bir durumdur. Bu durum hemen müdahale gerekir. Hastalar genellikle kısa bir süre içinde tedaviye yanıt verir. Fakat ciddi bir durum olduğu için herhangi nörolojik bir durum hissedildiğinde acilen hastaneye başvurulmalıdır.

– Grip aşısı hangi durumlarda yapılmaz: Grip aşısı yaptırmalı mı?

Doktorunuzla grip aşısının faydaları ve riskleri hakkında konuşun. Birçok yan etkisi olmakla birlikte grip aşısı gripten korunmak için en etkili yoldur. Eğer şiddetli alerjik reaksiyonlar ya da Guillain-Barré Sendromu geçmişte başınıza geldiyse grip aşısını yaptırmaktan kaçınmalısınız. Özellikle yumurtaya alerjiniz varsa. Çünkü grip aşısının içerisinde yumurta da bulunmaktadır.

Grip aşısı ne zaman yapılır?

Grip aşısının zamanlaması için mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

Grip aşısı her yıl yapılmalımı?

Evet, grip aşısı her yıl yapılabilir. Aşının koruma süresi genelde 1 yıldır.

Devamını Oku

Lyrica Nedir Yan Etkileri Nelerdir-Lyrica Neye İyi Gelir?

İlaç Tedavisi kategorisine 13 Nisan, 2013 tarihinde eklendi, 10.814 defa okundu

Lyrica Nedir?

 

Lyrica (pregabalin) bir tür anti-epileptik ilaç olup Antikonvulsiva olarak ta bilinir. Lyrica beyinde epilepsi nöbetlerine neden olan sinyallerin azaltılmasında faydalıdır. Lyrica aynı zamanda beyin kimyasını da etkileyen bir ilaç olup beynin sinir sistemine gönderdiği ağrı sinyallerini bloke edebilir. Lyrica fibromiyalji ve epilepsi hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Aynı zamanda diyabetik nöropati, herpes zoster (spinal kord yaralanmalarına bağlı nöropatik ağrılar) gibi rahatsızlıkların tedavisinde de etkilidir. Lyrica tedavi amacıyla tek başına kullanılabileceği gibi diğer bir takım ilaçlarla kombine edilerek te kullanılabilir. Lyrica ilacı Pfizer tarafından üretilen ve piyasaya sunulan bir ilaçtır. Lyrica’nın etken maddesi pregabalin dir.

 

Lyrica hakkında önemli bilgiler

Lyrica kullanmadan önce doktorunuza danışın. Hiçbir ilacı doktorunuza ya da eczacınıza danışmadan kullanmayınız. Unutmayınız ki, internet sitelerinde ilaçlar hakkında verilen bilgiler, bir uzmanın sizi muayene ederek vereceği reçetenin yerini tutmaz.

Eğer aşağıdaki gibi yeni ya da kötüleşen belirtilere sahipseniz hemen doktorunuza başvurunuz: Ruh hali  veya davranış değişiklikleri, depresyon, anksiyete, uykusuzluk, ya da intihar eğilimi,  heyecan hissi huzursuzluk, kızgınlık, hiperaktivite, kendinize zarar verme düşünceleri.

 

Doktorunuza danışmadan Lyrica yı kullanmayı şayet kendinizi iyi hissetseniz bile kesmeyin. Bazı kişiilerde lyrica bırakıldıktan sonra baş ağrısı, uyku problemleri, bulantı, ishal gibi yoksunluk sendromu belirtileri görülebilir. Doktorunuz bu durumda lyrica bırakıldıktan sonra ortaya çıkan yoksunluk sendromunu nasıl sona erdireceğinizi söylecektir. Doktor tavsiyesi olmadan Lyrica’nın dozunu azaltmayın veya ilacı kullanmayı tamamen kesmeyin.

 

 Lyrica’yı kimler kullanmamalı?

Pregabalin’e alerjisi olanlar kesinlikle lyrica kullanmamalıdırlar. Ayrıca aşağıdaki sağlık sorunlarından şikayetçi olanların Lyrica kullanmamaları yada doktoruna danışmaları tavsiye edilir:

  • kalp hastalıkları;
  • diyabet (diyabetik nöropati tedavisinde kullanımı hariç);
  • diyaliz ve böbrek hastaları;
  • kanamalı hastalıklar;
  • kanda trombosit düzeyi düşük olanlar
  • depresyon ve intihar girişimi, veya düşünceleri geçmişi olanlar
  • alkol ve ilaç bağımlısı olanlar
  • ciddi alerjik bir rahatsızlığı olanlar

 

Hamilelerde lyrica kullanımı hakkında herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Hamile kalmadan evvel lyrica kullanıyor idiyseniz bu durumda ilaca devam etme veya kesme konusunu doktorunuzla muhakkak görüşmelisiniz.  Aynı şekilde emziren annelerin de doktor tavsiyesi ile ilaca devam etmeleri veya bırakmaları tavsiye edilir.

 Lyrica nasıl kullanılır?

Doktorunuzun size reçete ettiği şekilde lyrica’yı kullanmalısınız. Doktor tavsiyesinden fazla veya az kullanmayın. Lyrica yemekle tüketilebileceği gibi bir besinle birlikte alınmaksızın da alınabilir.  Lyrica kullanırken ilacın alınması gereken zamanda ve dozda alınması önemlidir. Aşırı doz durumunda hemen en yakın hastaneye gidiniz.

Lyrica kullanırken nelerden kaçınmalı?

Özellikle alkol ile birlikte Lyrica’nın tüketimi ciddi bir takım yan etkilere neden olabilir. Lyrica kullanmak dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon bozukluğu meydana getirebilir. Bu nedenle Lyrica kullananlar, konsantrasyon gerektiren işlerden uzak durmalılardır.

Lyrica’nın yan etkileri

Aşağıdaki yan etkilerden bir ya da birkaçı sizde lyrica kullanırken nefes darlığı,  yüz,dudak, dil, ya da boğazda şişme gibi belirtilr ortaya çıktıysa acil servisi arayınız: görülüyorsa acil servise başvurunuz. Ayrıca anksiyete, panik atak, uyku bozukluğu ile

itici, sinirli, heyecanlı, düşmanca, saldırgan, huzursuz (zihinsel ya da fiziksel) hiperaktif daha depresif bir ruh haline büründüyseniz, ya da intihar ile ilgili ya da kendine zarar verme düşünceler sizde oluştuysa en yakın sağlık merkezi ile irtibata geçiniz.

 

 

Aşağıdaki Lyrica yan etkilerinden bir ya da birkaçı sizde görülüyorsa doktorunuzla irtibat kurunuz..

 

  • kas ağrısı, halsizlik ve bitkinlik hissi
  • görme problemleri
  • kanama ve çürükler
  • el ve ayak titremesi, ani kilo alımı 

Bazı durumlarda daha nadiren de olsa aşağıdaki yan etkiler Lyrica kullananlarda ortaya çıkabilir:

 

  • baş dönmesi, sersemlik
  • koordinasyon ve denge kaybı;
  • hafıza ve konsantrasyon problemleri
  • göğüslerin şişmesi
  • titreme
  • ağız kuruluğu, kabızlık

 

 Lyrica ile hangi ilaçlar kullanılmalaı?

Soğuk algınlığı ve alerji ilaçları ile yatıştırıcılar, narkotik ağrı kesiciler, uyku hapları, kas rahatlatıcılar, depresyon ve anksiyete ilaçları ile birlikte Lyrica bir arada alınırsa sersemlik ve uyku isteği ortaya çıkmaktadır. Lyrica haricinde başka bir epileptik ilaç kullanıyorsanız doktorunuza bunu bildirmelisiniz.

Özellikle aşağıdaki ilaçları kullanıyorsanız bu konuda doktorunuzu bilgilendirmelisiniz:

  • rosiglitazone (Avandia, Avandamet, Avandaryl); veya
  • kalp ve tansiyon ilaçları:  benazepril (Lotensin), enalapril (Vasotec), lisinopril (Prinivil, Zestril), quinapril (Accupril), ramipril (Altace),  ve diğerleri 

    Bu liste haricindeki ilaçlar da Lyrica ile etkileşime girebilir.

Devamını Oku

Dermovate Merhem Ne İçin Kullanılır-Dermovate Krem Yan Etkileri Nedir Fiyatı Ne Kadar

İlaç Tedavisi kategorisine 19 Nisan, 2012 tarihinde eklendi, 6.759 defa okundu

Dermovate Merhem Ne İçin Kullanılır-Dermovate Krem Yan Etkileri Nedir Fiyatı Ne Kadar

Dermovate krem merhem

Dermovate krem merhem

Benim gibi egzama şikayeti olan kişilerin kronik deri kabuklanmaları, kızarıklıkları ve kaşıntıları için oldukça işe yarar bir krem olan dermavat krem, hem fiyatının ucuz olması hem de reçetsiz bir egzama ve sedef hastalığı kremi olması nedeniyle kolayca elde edilebilecek bir krem olarak dikkat çekmektedir. Dermovate krem sadece egzama türü kaşıntılı ciltler için değil, dermovate alopecia areata, akne izleri,

Dermovate merhem %0.05 klobetazol 17-propiyonat içerir. Parafin bazlı merhem beyaz renkte olup, lanolin veya parabenleri içermez.

Farmakolojik özellikleri:
Farmakodinamik Özellikler: Klobetazol propiyonatın derideki en önemli etkisi vazokonstriksiyon ve kolajen sentezinde azalma ile sonuçlanan spesifik olmayan antiinflamatuar cevaptır.
Farmakokinetik Özellikleri: Absorpsiyon: Klobetazol propiyonatın perkütan penetrasyonu bireyler arasında değişir ve oklüzif örtü kullanıldığında veya cilt iltihaplı veya hasta olduğunda artabilir. Dağılım: Bir çalışmada 30 g klobetazol propiyonat %0.05 merhemin, sağlıklı derili normal bireylere ikinci uygulanmasından 8 saat sonra (ilk uygulamadan 13 saat sonra), klobetazol propiyonat ortalama doruk plazma konsantrasyonu 0.63 ng/ml olmuştur. 30 g klobetazol propiyonat krem %0.05’in ikinci doz olarak uygulanmasını takiben ortalama doruk plazma konsantrasyonu merhemden hafifçe daha yüksektir ve uygulamadan 10 saat sonra oluşmuştur. Ayrı bir çalışmada psoriasis ve egzemalı hastalarda 25 g klobetazol propiyonat %0.05 merhemin tek bir uygulamasından 3 saat sonra sırasıyla yaklaşık 2.3 ng/ml ve 4.6 ng/ml ortalama doruk plazma konsantrasyonları oluşmuştur. Metabolizma: Klobetazol propiyonatın perkütan absorpsiyonunu takiben ilaç olasılıkla sistemik olarak uygulanan kortikosteroidlerin metabolik yolunu takip eder. Bununla beraber klobetazol sistemik metabolizması hiç bir zaman tam olarak karakterize edilmemiş ve miktar olarak ölçülmemiştir.

Dermovate Endikasyonları:
Klobetazol propiyonat, psoriasis (yaygın plak psoriasisi hariç), inatçı egzamalar, liken planus, diskoid lupus eritematozus daha az aktif steroidlere yeterli cevap vermeyen diğer durumların tedavisinde kullanılır.

Dermovate Kontrendikasyonları:
Rozasea, akne vulgaris ve perioral dermatitte, perianal ve genital pruritusta, derinin primer viral enfeksiyonlarında (örneğin herpes simpleks, su çiçeği), preparata aşırı duyarlılık durumlarında, mantar veya bakterilerin neden olduğu primer enfekte deri lezyonlarında; 1 yaşın altındaki çocuklarda dermatit ve bebek bezi pişikleri dahil dermatozlarda kullanılması kontrendikedir.

Dermovate Uyarılar/Önlemler:
Lokal steroidlerin, nüksler, tolerans gelişmesi, yaygın püstüler psoriasis riski ve cildin bariyer fonksiyonunun azalmasına bağlı olarak lokal ve sistemik toksisite gelişmesi gibi çeşitli nedenlerle psoriasiste kullanılması riskli olabilir. Psoriasiste topikal steroid kullanan hastaların yakından takibi gereklidir. Enfekte olmuş inflamatuar lezyonlar lokal kortikosteroidler ile tedavi edilirken, uygun antimikrobik tedavi de uygulanmalıdır. Enfeksiyonda herhangi bir yayılma görülürse, kortikosteroid tedavisi hemen kesilmeli ve sistemik antimikrobik ajanlar verilmelidir. Oklüzif örtünün meydana getirdiği ılık ve nemli ortam bakteriyel enfeksiyonu hızlandırabilir, bu bakımdan yeni bir oklüzif örtü uygulanmadan önce deri temizlenmelidir. Uzun süreli devamlı tedaviden mümkün olduğunca kaçınmak gerekir. Özellikle bebek ve çocuklarda oklüzyon uygulanmasa bile adrenal supresyon oluşabilir. Eğer Dermovate’ın çocuklarda kullanılması gerekiyorsa, tedavinin her hafta gözden geçirilmesi önerilir. Bebek bezinin oklüzif etki yapacağı unutulmamalıdır. Güçlü lokal kortikosteroidlerle uzun süreli tedavide vücudun diğer bölümlerinden çok yüzde atrofik değişiklikler görülebilir. Bu durum psoriasis, diskoid lupus eritematozus ve şiddetli egzemaların tedavisinde gözönünde bulundurulmalıdır. Glokoma neden olabileceğinden göz kapaklarına uygulanacaksa göze kaçmamasına dikkat etmelidir.

Gebelik ve emzirme döneminde kullanım: Gebelik Kategorisi: C Kortikosteroidlerin hayvanlara topikal uygulanması fetüsün gelişmesinde anormalliklere yol açabilir. Bu bulgunun insanlarla ilişkisini saptayan iyi kontrol edilmiş çalışmalar henüz yapılmamıştır. Topikal kortikosteroidlerin gebelik döneminde büyük miktarlarda ve uzun süre kullanımından kaçınılmalıdır. Emzirme döneminde klobetazol propiyonatın güvenli kullanımı saptanmamıştır.

TIBBI ZARURET DIŞINDA GEREKMEDIKÇE HAMILELERDE KULLANILMAMALIDIR.

Araç ve Makina Kullanmaya Etkisi: Herhangi bir etki yapması beklenmez.

Dermovate Yan etkileri/Advers etkiler:
Aşağıda, advers etkiler sistem, organ sınıfı ve sıklığına göre sıralanmıştır. Sıklıklar; çok sık (≥1/10), sık (≥1/100,

İmmün Sistem Bozuklukları: Çok seyrek: Aşırı duyarlılık Eritem, döküntü, kaşıntı, ürtiker, lokal cilt yanmaları gibi lokal aşırı duyarlılık reaksiyonları ve uygulama yerinde alerjik temas dermatiti meydana gelebilir ve bu bulgular tedavi edilen durumun semptomlarına benzeyebilir. Eğer aşırı duyarlılık belirtileri görülürse uygulama hemen durdurulmalıdır.

Endokrin Bozukluklar: Çok seyrek: Hiperkortizolizm belirtileri Diğer topikal kortikosteroidlerde olduğu gibi, uzun süre büyük miktarlarda kullanılması veya çok geniş bölgelerin tedavisi hiperkortizolizm belirtilerini meydana getirmeye yetecek miktarlarda sistemik absorpsiyona neden olabilir. Eğer oklüzif tedavi uygulanırsa, bu etkinin bebek ve çocuklarda görülmesi daha muhtemeldir. Bebeklerde, bebek bezi oklüzif (örtücü) etki yapabilir. Yetişkinlerde kullanılan haftalık dozaj 50g’dan daha az ise, hipotalamus-hipofiz-adrenal eksenin baskılanması genellikle geçici olup, kısa süreli kortikosteroid tedavisi sona erdiğinde hızla normal değerlere dönüşür.

Vasküler Bozukluklar: Sık olmayan: Yüzeyel kan damarlarının genişlemesi Yüksek derecede aktif kortikosteroid preparatları ile uzun süreli ve yoğun tedavi uygulandığında, özellikle oklüzif tedavi yapılırsa veya deri kıvrımlarına uygulanırsa yüzeyel kan damarlarında genişleme görülebilir.

Cilt veya deri altı doku bozuklukları: Sık olmayan: Lokal atrofi, deride çatlaklar Çok seyrek: İncelme, pigmentasyonda değişiklikler, hipertrikozis, altta yatan semptomlarda alevlenme, püstüler psoriazis. Yüksek derecede aktif kortikosteroid preparatları ile uzun süreli ve yoğun tedavi uygulandığında, özellikle oklüzif tedavi yapılırsa veya deri kıvrımlarına uygulanırsa deride incelme ve çatlaklar gibi lokal atrofik değişiklikler görülebilir. Nadir vakalarda psoriasisin kortikosteroidlerle tedavisinin (veya tedavinin durdurulmasının) hastalığın püstüler şeklinin ortaya şıkmasına neden olduğu düşünülmektedir.

BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.

İlaç etkileşimleri:
Herhangi bir ilaç etkileşmesi bildirilmemiştir.Kullanım şekli ve dozu:
(Hekim tarafından başka şekilde tavsiye edilmediği takdirde) Hastalıklı alana günde bir veya iki kez az miktarda sürülür. Hastalığın kontrolü sağlanırsa tedaviye son verilmelidir. Hastanın durumu tekrar değerlendirilmeden tedaviye 4 haftadan daha uzun bir süre devam edilmemelidir. Hastalığın alevlenmesini kontrol için kısa süreli Dermovate tedavisi tekrarlanabilir. Eğer devamlı bir steroid tedavisi gerekiyorsa, daha az aktif bir preparat kullanılmalıdır. Çok inatçı lezyonlarda, özellikle hiperkeratoz durumlarında, gerekli olduğunda tedavi edilen bölgeyi polietilen film ile kapatarak oklüzif tedavi uygulamak Dermovate’ın antiinflamatuar etkisini artırabilir. Geceleyin oklüzyon uygulanması genellikle yeterli yanıtın alınmasını sağlar. Takiben iyileşme oklüzyon uygulanmaksızın sağlanabilir.
Kullanım ve Uygulama Talimatları: Hastalar, tedavi edilecek yerleri elleri değilse; Dermovat’ı uygulamadan önce ellerini yıkamaları konusunda uyarılmalıdır.

Aşırı Dozaj Akut aşırı dozaj oluşması çok seyrektir, bununla birlikte, kronik aşırı dozaj veya yanlış kullanım sonucu hiperkortizolizm belirtileri görülebilir ve bu durumda topikal steroidler azaltılmalı veya adrenal yetersizlik riski nedeniyle tıbbi gözetim altında yavaş yavaş kesilmelidir.

Saklama Koşulları 250C’nin altındaki oda sıcaklığında saklanmalıdır.
ÇOCUKLARIN ULAŞAMAYACAĞI YERLERDE VE AMBALAJINDA SAKLAYINIZ.

Devamını Oku